Gündem

Bakan Bozdağ: 1 yıllık süre, seçim tarihine göre belirlenir, Cumhurbaşkanı’nın adaylığı önünde engel yok

Haber Global ekranlarında yayınlanan “Mine Sarı ile Müzakere Özel” programının bu haftaki konuğu Adalet Bakanı Bekir Bozdağ oldu.  Haber Global ekranlarına konuk olan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mart..

Bakan Bozdağ: 1 yıllık süre, seçim tarihine göre belirlenir, Cumhurbaşkanı’nın adaylığı önünde engel yok

Haber Global ekranlarında yayınlanan “Mine Sarı ile Müzakere Özel” programının bu haftaki konuğu Adalet Bakanı Bekir Bozdağ oldu. 

Haber Global ekranlarına konuk olan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mart ayında seçim tarihini açıklamasını beklediğini belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığının önünde herhangi bir engel olmadığını ve 1 yıllık sürenin seçim tarihine göre belirlendiğini söyledi.

Mine Sarı moderatörlüğünde, Gazeteci Mehmet Acet, Gazeteci Nedim Şener, Siyaset Bilimci Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın’ın sorularıyla, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, siyasetin yoğun gündemini, 2023’te ve seçim sürecinde Adalet Bakanlığı’nın öncelikli dosyalarının neler olduğunu anlattı.

Bakan Bozdağ’ın açıklamalarından önemli satır başları şu şekilde:

-Kıymetli bakanlarımızın, başbakanlarımızın görev yaptığı, Türkiye için önemi olan bir yer. Burası, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmesiyle yönetim merkezi Beştepe’ye taşındı. Eski Başbakanlık binası da Adalet Bakanlığı uhdesine bırakıldı. Burasının tarihi müze olarak değerlendirilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığımızın bir talimatı var. Cumhuriyet’in 40’lı yıllarından beri buralar çok önem arz etmiş, Türkiye’nin kalbi burada atmış. Ben de geçmişte burada görev yaptım. 

SEÇİM TARİHİ 14 MAYIS MI?

-Seçimlerle ilgili önemli düzenlemeler hem anayasamızda var hem de seçim kanunlarımızda yer alıyor. Anayasada, seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, bir yıl içerisinde yapılan seçimlerde uygulanmaz, der. Bazıları bunun seçim sürecinin başlangıcını kast ettiğini söylüyor. Burada kasıt, seçimin yapıldığı tarihe göre yapılır. Seçimin yapıldığı tarihe göre bu hesaplama yapılır. Seçim kanunlarında yapılan önceden de değişiklikler var. 12 Haziran 2011 seçimleri yapıldı, YSK gündemine geldi, oradan bir karar çıktı. Çok net şekilde ifade ediliyor.

-Muhalefet şerhi yazan üyeler de diyor ki, 12 Haziran’da yapılacak seçim için uygulanmaz çünkü seçim süreci takvimi esas alınır diyorlar. Burada YSK’nın kararı var, seçimin başladığı tarihe göre yapılır diye, Her değişiklikten sonra bu konu tekrar gündeme geliyor. Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, 1 yıl içerisinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz diyor. Biz bu 1 yıllık hesabı seçim tarihine göre mi, seçim başlangıcına göre mi yapacağız? Bunun seçim tarihine belirlenmesi gerektiğine karar verilmiştir, aksi de düşünülemez.

-1 yıllık süre seçimin yapıldığı tarihe göre belirlenir. Nisan’da yürürlüğe girdi ve Mayıs’ta 1 yılı geçen bir süre olduğu için seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler, aynen uygulanacaktır. Bu hesaba yapanlara bir de şunu söylemek lazım, ne menfaatleri var. Sizin dediğiniz gibi olduğunda Mayıs’ın hangi tarihi olursa olsun bir yıl doluyor. Barajı da 7’ye indirdik, bunların dediği olursa, barajla ilgili kısım da uygulanmayacak. Barajı indiren uygulamanın, olmasını istiyorlar mı, istemiyorlar mı? Sadece buralara biraz şaibe düşürmek için başlatılan bir tartışma bu. 2011 yılında YSK’nın verdiği 140 numaralı kararı, hepsi çok iyi biliyor. Bir tartışmanın olmadığını çok iyi biliyorlar. 

SEÇİM TAKVİMİ NASIL ŞEKİLLENECEK?

-Anayasa bu konuda doğru kavramı kullanıyor. Seçimin yenilenmesi diyor. Zaten seçim kararı alındığında anayasal ifade seçimin yenilenmesidir. Doğru ifade budur. Ancak seçimin yapılması gereken tarihten öne çekilmesi yenileme gerçeğini ortadan kaldırmaz, biraz da takvimin öne alınmasıdır. Burada bir erken seçim yok. Seçim için konuşulan ay Mayıs. Buna erken seçim demek, erken seçimle ilgili kavramları doğru kullanmamak olur. Seçime yıllar varken seçim kararı alındı. 

AK PARTİ’NİN SEÇİM SLOGANI NE OLACAK?

-İlk yerli otomobili trafiğe çıkarmak büyük bir devrim ve heyecan değil mi? İlk defa Türkiye denizlerinde doğalgaz bulmak bunlar büyük bir değişim ve heyecan. Bu sene Şubat veya Mart uzaya ilk kez bir Türk astronot gönderilmesi esasında bambaşka bir iklim oluşmasına, İHA, SİHA, füze yapma hedefleri olan bir Türkiye var, bunlara çılgın proje denebilir. Atatürk, hayattayken, Türkiye’de 200 uçak üretilmiş, silah fabrikaları var ama ondan sonraki dönemde bunların hepsinin kapısına kilit vurulmuş.

TÜRKİYE’NİN ENERJİ ALANINDA HAMLELERİ

-Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki gibi milli ve yerli hamleler gibi büyük hamleler yapıldı. İlk defa denizlerde arama, tarama, sondaj yapan gemilerin alınması gündeme geldiğinde şu anda muhalefette olanlar olsa alamazlardı. Bu kararları sadece cesur liderler alabilir. Yeni dönem Türkiye’nin ikinci yüzyılı, bir Türkiye yüzyılı. Eğer inşa etmek istiyorsak, her alanda dışa bağımlılığı azaltan bir Türkiye’nin inşası için yola devam. Atatürk’ten sonra onun yaptığı her şeyin kapısına kilit vuran bir Türkiye’den KIZILELMA üreten bir ülke olduk. Şehir hastanelerine, hızlı trene israf diyen bir muhalefet. Uzaya astronot gönderiyoruz buna ne gerek var diyen, Mavi Vatan’da petrol aramamıza ‘evet’ dediklerini mi sanıyorsunuz?

-Gabar’da terörden arındırıldı dağlar ve en ciddi enerji rezervlerine orada ulaşılma ihtimali vardır. Türkiye’nin geleceğinde korkakça davrananların, çekinerek politika üretenlerin sadece kaybettirecekleri olur. Biz ne diyeceğiz ona bakalım, diyen bir Türkiye olduk. Hava savunma sistemimiz yoktu, petrol istiyoruz, senin yüzde 100 kontrolünde neredeyse hiçbir şey yok. Türkiye bir sıkıntıya girse, hava sahası sende korumasız. Bir ülkenin hava savunma sistemi olmaz mı?

-NATO, bugüne kadar terörle mücadele ettiğinde ihtiyaç duyduğunda bir kez olsun Türkiye’nin yanında bir kez olsun vaziyet mi aldı? Bir sürü konuda biz NATO’ya uysaydık S-400’leri alabilir miydik? Bu tarihi adımı atabilir miydik? Türkiye artık kendi kararlarını kendi alan, başkalarıyla ilişkilerini de kendi kurgulayan bir yapı oldu. Pek çok konuda tutumumuzun değiştirilmesi isteniyor. Türkiye’nin önümüzdeki seçimde en önemli şeyi, yerlileşme ve başkalarına muhtaç olmadan Türkiye Yüzyılı’nı inşa etme ve başkalarının imdadına da yetişen bir ülke olmaktır.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ NASIL SONUÇLANACAK?

-Büyük Türkiye diyenler, büyük liderin arkasında yürümeye devam edecekler. Bu seçim, birinci turda, parlamentoda da salt çoğunluğu sağlayarak bitirecektir. Aziz milletimiz, sandıklarda hesapları bozacaktır.

-İstikrar ve beka önemli. Rusya Ukrayna savaşı, pandemi krizi, gıda ve enerji fiyatları… Cumhurbaşkanlığı sistemi olmasaydı, tüm bunlar yönetilebilir miydi? Bu sistem, Türkiye’nin birliğinin, dirliğinin, milli ve yerli yönetiminin de sistemidir. Son 6 aydır değişen iklimde milletimizin basiretinin de bunda çok önemli payı var. Cumhurbaşkanımız, bu hükümet bunları başardı, 1 yıl oldu, bilmem kaç toplantı oldu. Aldıkları karar, Cumhurbaşkanı adaylığı belirlemek için istişareye başlamak… Türk halkı, siyasi aktörlerden daha fazla ileriyi gören bir halktır. 

-Hükümet sistemi değişikliğimiz, Türkiye’nin yaşadığı hadiselerin Türkiye’nin önüne koyduğu gerçektir. AK Parti’ye gelene kadar Türkiye, güçlü bir iktidar görmedi. 1991’den 18 Kasım 2001’e kadar yaklaşık 9 hükümet kuruldu. 94 ekonomik krizi, 28 Şubat postmodern darbe yaşanmış, sonra yine ekonomik kriz… Bunlar olur da bir ülkede refah, huzur, güven olur mu? 7 Haziran’da AK Parti çoğunluğu sağlayamadı, hükümet kurulamadı, sonra seçime gidildi. AK Parti yeniden yetki aldı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde sandıktan siyasi istikrar ve güçlü iktidar çıkıyor. 

-15 Temmuz ihanet süreci ve daha öncekiler yaşanmasın diye tarihi bir makas değişikliğine gitti Türkiye. Parlamenter sistemde zayıf hükümetler oluyor. Koalisyondan ayrılacağıma, ayrılırım tehdidi altında olan bir Başbakan güçlü olabilir mi? Öyle yaşadı Türkiye ve böyle zayıf iktidarlarla güçlü bir irade ortaya koyulamadı. Cumhurbaşkanımızı Türk milleti benimsedi ve başkalarına muhtaç olmayacak şekilde sandıkta ona güç aktardı. Büyük bir siyasi istikrar kuruldu. Bir Menderes’in bir de Cumhurbaşkanımızın bu imkanı oldu. Kendi menfaatini, sürekli iktidarını düşünse, böyle bir sistem değişikliğine hiç gitmezdi. Aziz milletimizin geleceğini düşünerek bunlara karar verildi. İkinci dönemde yeni adımlar da atılarak, birtakım yasalarda değişikliklerde yapılarak, çünkü bize çok şey öğretti.

SİYASETTE ‘6 NİSAN’ TARTIŞMASI

-Anayasa, seçimlerin yenilenmesi kararını iki organa veriyor. Yasama, üye tam sayısının 563’üyle bu kararı alabilir, ikincisi de Cumhurbaşkanı’na. Anayasa’nın verdiği yetkiyle seçimlerin yenilenmesine karar verebiliyor. TBMM’nin ya da Cumhurbaşkanı’nın seçim yenileme kararı uygundur. 6 Nisan’dan sonraki seçime, destek vermeyiz, diyorlar. Onlar destek vermese de bu kararın alınmasında bir engel yok. Cumhurbaşkanının yetkisi var. O karar verdiği takdirde TBMM ile Cumhurbaşkanlığı seçimi tekrar yapılır. Seçim takvimi, Cumhurbaşkanı seçimi kanuna göre başlayacak. Yenilenme kararı alındığında, Meclis ve Cumhurbaşkanı seçimi aynı gün yapılır. Burada hangi kanun uygulanacak, 60 gün mü, 90 mü uygulanacak tartışması çok saçma, kanun çok açık. Şu anda yazılı olan süre, ölü süredir. Yazılı olması dışında icra edileceği bir alan yok.

MART AYI İÇİNDE SEÇİM TARİHİYLE İLGİLİ BİR KARAR ALINACAK

-Seçim tarihi 8 Mart’ta olabilir, 10 Mart’ta olabilir, 60’ıncı günü takip eden Pazar günü. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhtemelen Mart ayı içinde bir karar alacağını tahmin ediyorum.

-28 Şubat’ı tahtların yürüyüşünü alkışlayan onlardı. Erbakan, boncuk boncuk terlerken Karamollaoğlu ne yapıyordu? Onlar demokrasi aşığı olacak, 15 Temmuz’a tiyatro diyenler  demokrasi aşığı olacak ve darbecilere karşı kendisi ve ailesi ölüme uçan, milli iradeyi temsil edenler karşıt olacak. Demokrasiye sahip çıkan Türk halkı ve onun lideri Erdoğan olunca kimse buna sahip çıkmadı. Benim partimin liderini asacaklar ben de ona oy isteyeceğim. Senin mirasçısı olduğun partinin lideri idama giderken alkış tutanlar hangi zihniyet? Rahmetli Erbakan’ı nitelikli dolandırıcılıktan mahkum etmeye çalışan ve Erdoğan içeride yatmasın diye kanun çıkardık, bunlara karşı çıkanlar bunlar. Erbakan’ı hapse yatıran demokrat, ona sahip çıkan Erdoğan demokrat değil. Halk, buna prim vermez. Tarihi miraslara arkasını dönenlere de halk, oy vermez. 

 -Ortada bir yürütme organı var. Tek kişilik diye iktidar diyenler, yanılıyorlar. Halk, CHP tek başına iktidar olmadı, zorunlu iktidar oldu. Başka parti yoktu. Ne zaman çok partili hayata geçildi o zaman yeni bir ortam ortaya çıktı. CHP’nin bu zihniyetine halk, ‘hayır’ dedi. Ülkenin her alandaki itibarını yükseltme, yoksullukla mücadele, onlarla asla mukayese edilemez. O hafızayı tazeletirlerse kaybederler. 

-Seçim tarihini 6 Nisan’dan önce yapılırsa, değişiklikler uygulanmaz diye düşünüyorlar. Bizim muhalefete seçimi öne alalım diye bir talebimiz olmadı zaten, parlamento takdirinde. Alınabilirse alır ama anayasa seçenek sunuyor, Cumhurbaşkanı isterse seçim kararını alır. İlla seçimi öne alalım diye yalvaran mı var? Herkes, birtakım değerlendirmeler yapabilir ama biz sayımızı biliyoruz, seçimin öne alınması konusunda muhalefetin tutumunu da biliyoruz. Seçim yenileme kararı Cumhurbaşkanımız tarafından alınacaktır. Diğer siyasi partilerle bir pazarlık yapılması söz konusu değil.

SEÇİM İÇİN NEDEN 14 MAYIS SEÇİLDİ?

-Cumhurbaşkanımız seçimin bir miktar öne alınacağını ifade etti. Onun sebebi de açık. 18 Haziran üniversite sınavlarının olduğu zaman. Bir kısım da lise sınavına girecek. Bir sınav sezonu, bunu gözetmek lazım. YSK, seçim tarihini değiştiremez. 60’ıncı günü takip eden ilk Pazar gününü sadece tayin edebilirler. Kanun, 3 5 gün süre öngörürse onu azaltabilir ama artıramaz. Seçim tarihinden önceki takvim içerisindeki bazı iş ve işlemlerin yapılması için kanunun öngördüğü süreleri azaltma yetkisi var. YSK, bir oynama yapamaz. İkincisi yaz nedeniyle birçok vatandaşımız memleketine dönüyor, geri dönüp sandıkta oy kullanma seçeneğini ihmal edebiliyor. Üçüncüsü haç dönemi, olması. Birçok vatandaşımız tabii bu tarihlerde tatil ve çeşitli ziyaretlere gidiyorlar. Bu nedenle seçimin bir miktar öne alınması gerekiyor. Makul dilimin Mayıs ayı olduğu görülüyor.

SEÇİM BEYANNAMESİ NE ZAMAN AÇIKLANACAK?

-5 yıllık taahhütlerimizi içeren seçim beyannamemiz Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanacak, çok ciddi hazırlıklarımız var. Halkımızın bunu duyunca da Türkiye Yüzyılı’nın ilk 5 yılında neler olacağını görecektir. 

BABACAN’IN “BAYKAR” ÇIKIŞI NE ANLATIYOR?

-Savunma sanayinde bizim hükümet olarak yaptığımız yatırımları ve özel sektördeki ile devlet kaynaklı şirketlerin başarısı çok kıymetli. Türkiye’nin düşmanlarının bu başarıdan rahatsız olmasını makul görüyorum. Herhangi bir Türk vatandaşının ülkesinin savunma alanında güçlenmesini ve 27 ülkeye ihracat yapan bir şirketi hedef almasını makul karşılamam mümkün değil. Biden, biz Türkiye ile ilgili stratejimizi değiştireceğiz, muhalefete destek vereceğiz dediklerini biliyoruz. Türkiye’de fonlanan ve çalışan yerler var. ABD’den, AB’den gelen fonlarla çalışan birçok yer var, seçime dönük.

-2023 yılında Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın kazanmasını engellemek için alabildiğine manipülasyon yapılması için dünya kadar dolarlar saçıyorlar. Bu seçimin önemli olmasının nedeni sadece Erdoğan’ı durdurmak değil, onun liderliğinde durdurulamaz hale gelen Türkiye’yi durdurmak. Kendilerine biat edecekleri bir aday istiyorlar. Türkiye, eski Türkiye değil, Türk halkı da çok değişti. Allah bunlara bir imkan versin, Türkiye’nin ne S-400 kalır ne de Türkiye yüzde 80’lere varan yerliliğini muhafaza edebilir. Nasıl Atatürk’ten sonra gelenler yapılanları mahvettiyse, Erdoğan’dan sonra gelenler de bunu yapar. Avrupa’nın ABD’nin gözü savunma sanayinde. Türkiye, 5 yıl daha Erdoğan’ın liderliğinde yönetilirse artık kim gelirse gelsin rotayı değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecek, o yüzden elinden gelenleri yapacaklar. Bu ağızdan kaçırılan bir cümle değil. Bilinçli söylendi. 

-İktidar değişikliği olmayacak ama Allah muhafaza olursa, Suriye’de bir terör devlet kurulmasına, Irak’ta yaptılar, ran üzerinden Akdeniz’e kadar uzaması üzerinde duruyorlar. Bu, Türkiye için büyük bir tehdit değil mi? Buna engel olmamız lazım, bu ülkenin menfaati bunu gerektiriyor. Güçlü savunmaya ihtiyacımız var. Bize ambargo uyguladıkları için elimizdeki tüketince yaya kalırız, o yüzden ileriyi düşünerek adımlar atmamız lazım. Biz dışa bağımlılıktan kurtuldukça Türkiye’nin bağımsızlığı da tahkim edilecektir. 

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN ADAYLIĞI

-2023 seçimlerinde Cumhurbaşkanımızın aday olması, anayasal hakkıdır. Hiçbir yasal engel yoktur, muhalefetin lehine aykırı durum vardır. Anayasa’daki yürürlük maddesine göre Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasına göre birlikte yapılacak ilk parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı tarih olarak söylüyor. 17’inci madde, bu kanun ile anayasanın maddelerinde yapılan değişiklikler, birlikte yapılacak TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı tarihte yürürlüğe girer diyor, seçim takviminin ilan edildiği tarihte. O da yapıldı, 101’inci maddenin ilk uygulaması yapıldı, ikinci uygulaması da bu Mayıs’ta olacak. Bu seçimdeki adaylık, ikinci adaylık. Daha önceden cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edildi. Mevcut cumhurbaşkanlarının istifade edemeyeceğiyle ilgili değişiklik yapıldı. Yeni düzenleme 5+5 10 yıl artı 7 yıl 17 yıl oluyor. Buna hak ihlali dediler. Anayasa Mahkemesi bunun iptalini görüştü ve karar verdi, mevcut ve önceki cumhurbaşkanları iki defa daha seçilme hakkına sahiptir. Eğer anayasa koyucu, mevcut cumhurbaşkanlarının bu değişiklikten faydalanmasını engelleseydi istisna bir hüküm koyardı. İkinci olarak da, seçilme anayasal bir haktır, bu hak, herhangi bir kanunla geri alınamaz. Yeni yeni seçilme hakkı veriliyorsa bu olumludur, bunlar geri alınamaz. Her vatandaş gibi, görevdeki ve önceki cumhurbaşkanları da iki defa seçilme hakkı elde ederler. Bir hakkın geçmişte farklı bir sistemde kullanılması, yeni verilen anayasadaki haktan mahpus edilemez. Bu konudaki karar verilmiş, bitmiş, hem de CHP’nin talebiyle. Anaysa Komisyonu raporunda, teklifin kanunlaşmasıyla 2 dönem seçilmesi kanununda önceden görev yapmış olanların görev süresinin hesaba katılmayacağı tartışmasızdır.

-Parlamenter sistemdeki Cumhurbaşkanlığı semboliktir, yetkileri sınırlı. Yeni sistemde, hukuki sorumluluğu, cezai sorumluluğu tam. Ayrıca, şu andaki Cumhurbaşkanı, doğrudan doğruya yürütme organı olan Cumhurbaşkanı. Bu seçimde de seçilen Cumhurbaşkanı, yani yürütme organı olan aday, doğrudan seçilmiş olacak. Anayasa’nın 101’inci maddesi yeniden yazıldı. Bu maddenin, önceki madde olduğu anlamına gelmez. 102’inci madde de yürürlükten kalktı. Böyle olunca yürürlükten kalkanı, yürürlükte olanın yerine uygulayabilir misiniz? Cumhurbaşkanı 2 defa seçilme hakkına var. İlki 2018 ikincisi de 2023’tür. Bu alanda hiçbir hukuki tartışma yok. Cumhurbaşkanımızın seçilme hakkı anayasa ile güvence altına alınmıştır. 

-Cumhurbaşkanlığımızın adaylığı önünde anayasal ya da aday olmasına hiçbir engel yoktur. Siz 2028’i düşünün. Meclis, karar alırsa 3’üncü defa aday olabilir. Ama belli ki muhalefet, Cumhurbaşkanımızla yarışmaktan çok endişe ediyor.

6’LI MASADA “İMZA YETKİSİ” POLEMİĞİ

-Sayın Genel Başkanlar bu değerlendirmeleri Anayasa’ya bakarak yapmalı. Hiçbir kişi, organ, kaynağını Anayasa’dan alamayan bir yetki kullanamaz, yetki Cumhurbaşkanı’na aittir. Bakanları biz atayacağız diyorlar ama bunu Cumhurbaşkanları atar, devredilemez, paylaşılamaz bir yetki. Üst kademe yöneticileri atamak ya da görevden almak onun görevidir. Cumhurbaşkanı biz ne dersek onu yapar diyorlarsa açık açık söylesinler bunu. Ama Cumhurbaşkanı şunu dese sen 0,3’sün ben almışım 50,1. Ben seni dinlemiyorum derse ne olur, kriz çıkar, kaos çıkar, daha şimdiden bunu vadediyor. 

-Sezer ile Ecevit tartışmıştı, Sezer Anayasa’yı fırlatıp attı. Ekonomik kriz yaşandı ve herkes bunun bedelini ödedi. Bunlar, yeni ‘nankör kedi’ diyebilecekleri birini arıyorlar. Türk halkı, kudretsiz, iradesiz, başkalarının emir eri olmayı kabul eden birini seçmez. Kendi itibarlarını yok ettiler, biz kukla aday göstereceğiz diyorlar. Ortak imza olur mu? Eşgüdüm kurulu olur mu? Eşit olmayanlar eşit olamaz. Bunlar bana Milli Güvenlik Konseyi’ni hatırlatıyor, Milli Birlik Komitesi’ni hatırlatıyor, yönetim tarzları biraz buradan mülhem görünüyor, antidemokratik ve gayri hukuki görünüyor.

-26 Ocak’ta program açıklayacaklar, Cumhurbaşkanı adayları nerede, yok. Bunun geçerliliği var mı, yok. Cumhurbaşkanlığına aday gösterdiğimiz kişiyi seçin, sözlerimizi tıpış tıpış uygulatacağız, diyorlar. Çıktı, neyin sözünü verecek, vatandaş demeyecek mi, sen kimsin, izin aldın mı? Siz beni seçin, ben istişare yetkisi istiyorum mu diyecek. Böyle zor duruma düşüren bir tablo koydular ki, onların adaylarına üzülüyorum şimdiden. Kendilerine emir eri gibi davranacak bir aday istiyorlar. Bir yıl oldu, kaç kez toplandı daha sadece istişareye başlama kararı alabildiler. Bunlar adaylarını kendileri bile bilmiyorlar gibi geliyor, birileri önlerine mi koyacak, tebliğ mi edilecek, millet de bilmiyor. Sizin adayınızı kim belirleyecek, bu işi kim bilecek? Burada da bir sıkıntıları var, bir çatlama ihtimali olur diye konuşmayı erteliyorlar ama artık seçim geldi, az bir zaman kaldı. 

GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM TARTIŞMALARI

-Güçlendirilmiş parlamenter sistem diye bir şey yok. Olmayan bir şeyi öneriyorlar. Teklif taslağına bakıldığında esasında öyle değil, tamamen bütün gücü Bakanlar Kuruluna veren ve cumhurbaşkanından tüm yetkileri alan bir sistem. Yaptıkları şeylerin ne gibi sonuçlar doğuracağını yeteri kadar değerlendirdiklerini sanmıyorum. Parlamenter sistem, koalisyonlar var, rahmetli Ecevit ve en yakınındaki adam istifa etti, yine İsmail Cem istifa etti. Rahmetli Ecevit’e operasyon çekti en yakınındaki adamlar. Başbakan hiza istikametini şaşırdığında alaşağı edilebilecek, vesayet odaklı bir yönetim. İktidarı devirmek için birçok yetkiyi kullandılar.

-Hatırlayın, yine Erbakan, 28 Şubat’ta istifa edince DYP lideri Tansu Çiller’in Başbakan olması için imza verildi, güvenoyunun üzerinde imza verildi. Demirel’e de verildi, götürdü. Daha sonra DYP’ye operasyon çekildi ve içinden bir DTP çıkarıldı. O zaman da operasyon yapanlar İmamoğlu’nu da ziyaret ediyor. Çiller’in, Erbakan’ın uğradığı operasyonlar gün gibi ortada. Çift başlı bir yönetim olabilir mi? Eskiden öyleydi. O dönemdeki kavgaların hattı hesabı yok. Bu dönemdekiler bunun birinci şahidi ve bunun verdiği zararı bilen insanlar.

-Bir vakıf, dernek 6 kişinin imzasıyla yönetilebiliyor mu? Birisi karar aldığında herkes, ben katılmasam da buna tabi olacağım diye kim diyecek? Bunlarda bu yok, hep eşitiz. Zayıf Cumhurbaşkanı seçtiler, karar çıkmadı, memleketin işleri bekleyecek mi bizi. Siz karar alın, diye mücadele duracak mı? Bunlar yönetimsizlik vadediyorlar. Bir dernek bile başkansız olmaz diyoruz ama 85 milyonluk Türkiye başkansız olur, adı başkan olur ama yetkilerini hepimiz eşit kullanırız demek olmaz.

-Cumhurbaşkanı üst düzey yetkilerle donatılmış durumdadır, pek çok yetki ve görevi var, bunları ortak kullanmaz ve başkasına da devredemez. Eğer, Cumhurbaşkanı Anayasa yetkilerini paylaşırsa ihlal etmiş, ilga yapmış ve görevini net şekilde kötüye kullanmış olur. Ortak kullanılamaz olan yetkisini ortak kullanamaz. Birtakım değişik suçlarla bunlar karşılığını bulabilir. 

-Bunu milletin gözü önünde yapacaklarını söylüyorlar. Cumhurbaşkanı, yardımcısına ya herhangi birine kendi yetki ve görevlerini devredemez. Kendi yetki alanı dışındaki görevleri verebilir. Bütün bu anayasal gerçeklik karşısında bir fiili durumu yapılırsa, Anayasa’nın kısmen ve fiilen askıya alınmasıdır ve darbe niteliğindedir. Yürütme yetkisini halk verir ve bunu halk alabilir. 6’lı masa bizim için çalışılıyor, onlara teşekkür ediyorum. 

KILIÇDAROĞLU ADAY OLACAK

-Kılıçdaroğlu’nun aday olacağına inananlardanım. Ne derse, ben yapacağım diyor, bu da resmen bir ilan. 6’lı masanın da rızasını almak istiyor, bu benim kanaatim. Bizim için rakibin önemi yok, masadan kim çıkarsa çıksın. Geçen 75’inci yaşını kutladı, adeta yaşını öne sürercesine, siyaseten kullanacağı son şans. Çünkü, eğer bu seçimde aday olmazsa, bir dahaki seçimde adaylık durumu belli olmayabilir. CHP Genel Başkanlığı da başka risklerle de karşılaşabilir. Kılıçdaroğlu, aday olmaya mecbur görünüyor. Kendince oluşturduğu 6’lı masa ile ilgili inisiyatifleri o kullanıyor. Masa, ikna olmazsa da Kılıçdaroğlu adaylıktan vazgeçmez. 

HDP, 6’LI MASANIN YANINDA VAZİYET ALMAYI SÜRDÜRECEK

-HDP’nin durumu içler acısı, bu kadar yok sayılan, dışlanan, bu kadar ağır ithamlara maruz kalan bir parti durumunda, 6’lı masa tarafından. Kim aday olsa destek vereceğiz diyorsunuz ama aynı masaya oturamıyorsunuz. Bu kadar aşağılamayı nasıl HDP yöneticileri içlerine sindiriyor. Ben HDP’ye oy veren milyonlarca seçmenin bunu kolay içine sindirebileceğini sanmıyorum. HDP’yi oraya kanalize edebileceklerini düşünenler bunun sonuçlarını da düşünmeleri lazım. HDP’nin oyu olmasa İstanbul’un oylarını alabilir miydiniz? İstanbul’da, Ankara’da, HDP seçmeni oyunu CHP’nin adayına verdi. Eğer vermeselerdi, İstanbul da Ankara da alınamazdı. Önümüzdeki seçimde İYİ Parti 10-12 arasında gidiyor, CHP’de 25’lerin biraz üstü ve altı, buçukları da koyalım. HDP’siz 6’lı masanın bırakın seçimi kazanmayı, bu seçimde iktidar olma şansı var mı? HDP’siz bunların iddia olma şansı var mı? HDP’yi görmezden gelmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

-HDP’ye oy veren seçmenlere de sesleniyorum, bu kadar aşağılanmaya cevabı sizin sandıkta vermeniz lazım, bundan daha büyük onursuzluk olur mu? Çık, de ki açık açık. Siz, bizi adam yerine koymuyorsunuz, biz size oyu vermeyiz, adayımızı çıkarırız, hala onu demiyorlar, birtakım değerlendirmeler yapıyorlar. HDP’nin seçmenlerinin bu sürece bir tavır koyma ihtimali olduğunu ve buna bir tavır koymaları gerektiğini de düşünüyorum. Yöneticileri kabul etse de seçmenlerin 6’lı masada buna bir tavır koyması gerekir. HDP yönetiminin her ne pahasına olursa olsun 6’lı masanın adayına oy verdirmek için ellerinden geleni yapacaklarına inanıyorum. Bunca istiskale rağmen, çıkıp, siz kim oluyorsunuz da bize bunu yapıyorsunuz, diyemeyenler, oraya oy verdirmek için uğraş içinde olacaklar.

-Sayın Cumhurbaşkanımız ve Cumhur İttifakı’na karşı, Kandil’den de talimatlar olduğu için tutumları net ama eminim onların tabanı bunu değerlendirecektir. Her türlü istiskale rağmen orada vaziyet almayı HDP sürdürecek. 

BAŞÖRTÜSÜNE ANAYASAL GÜVENCE

Buraya gelirken Anayasa Komisyonu başkanımızı da aradım, geneli üzerindeki görüşmeler devam ediyor. Henüz bir noktaya gelmedi, orada bir uzlaşma çıkması bizim temennimizdir. Başörtüsü konusu çok büyük bedellere neden olmuş, hukuk devleti vasfımızı örselemiştir, artık Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkması gerekir. Kılıçdaroğlu’nun kanun teklifi, bu süreçte faydalı oldu ancak sadece kanun düzeyinde olması çözüm değil.

-Kılık kıyafet serbesttir, kanununa rağmen bunları 90’larda yaşadık, kanunda yazması hukuksuzluğa engel değil. O yüzden Anayasa’da yer alırsa tamamen kalkar, teklif de verildi, hem başörtüsü, hem de ailenin korunmasına ilişkin madde ile ilgili bir düzenleme var. Hem başı açık hem de başı örtülü kadınların hak ve hukuklarını eşit düzeyde koruma altına alıyor.

-Tartışmalara neden olmasın diye, dini inancı sebebiyle başın örtülmesi ve dini inancına uygun giyinmesi, peçe yok, ferace yok ama oradan farklı yorumlar yapılıyor. Anayasa ona izin vermiyor. Diyelim, terör örgütü paçavralarını giymek istiyor ama ona izin vermiyor. İkincisi de sadece kadınlarla ilgili, erkekler bu düzenlemenin dışında.

-Kadınların hak ve hukukunu koruyor, kadın lehine pozitif bir ayrımcılık içeriyor. Dünyanın her yerinde aileyi korumak birinci öncelik haline geldi, neslin muhafazası ailenin korunması ile mümkün olabilir. 

-İnşallah muhalefetten bir destek çıkar, görüşmeler sürüyor. İYİ Parti’nin değişiklik önerisi verilmiş, bazı kavramların çıkarılarak düzenlemesini önermişler, CHP henüz önerme vermedi, aile ile ilgili kısımda bir karşı duruş varmış gibi bilgi aldım ama tam da emin değilim. Biz bunun için gittik, çerçeve çalışması yaptık, içini gelin birlikte dolduralım dedik. O zaman söyledik. Neyi planladığımızı. Onlar katkı verme konusunda bu talebimizi reddettiler, teklifi görelim öyle bir değerlendirme yaparız, dediler. Komisyonda önerileri var ve bunları elbette bizim partimizin yetkili arkadaşları da değerlendirecektir. Bu işe biraz ipe un serme yaklaşımı var gibi geliyor. Bir yandan samimi misiniz, diye soruyor. Ömrü bu konuda bedel ödemekle geçmiş bir insana samimi misiniz, diye sorulur mu? 9 yıl oldu neredeyse 10 yıla geliyor, peçe olacak, ferace olacak dendi, en uç olması gereken örneği verip öyle bir algı yaratmaya da gerek yok. 

İSVEÇ VE FİNLANDİYA’NIN NATO ÜYELİĞİ

-İsveç de Finlandiya da Türkiye’ye düşmanlık eden ve terör eylemi yapan örgütlere kucak açan ülkeler. Finans, silah ve eğitim dahil ve terörist devşirme dahil her türlü destek veriliyor. O yüzden NATO üyeliği desteği de dahil net tavır konuldu. Eğer terör örgütlerine desteğinizi sürdürürseniz biz destek vermeyiz, dedik. Onlar da destek vermeyeceklerine söz verdi. Türkiye’ye uygulanan ambargoların kaldırılmasını da içeren bir mutabakat metni imzalandı, güçlü bir mekanizma da kuruldu, birtakım görüşmeler oldu, terör örgütlerini himaye konusunda sözlerin ötesinde bir fiile rastlanmadı. Ama bakıyorsunuz gereğini yapan bir adım, yok.

-İsveç polisinin gözü önünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapılan saldırı, izin almışlar, terör eylemi içerisinde, bunu sadece seyrediyorlar. Savcı da bunda soruşturulacak bir şey yok, diyebiliyor. Biz de soruyoruz, samimiyseniz neden böyle yapıyorsunuz, terörle mücadele bakımından yasalarında da çok fazla eksiklik var, yasalarının ve polisin uygulamasının ve hükümetin tutumunun da değişmesi gerekiyor. 

-NATO üyeliği istiyorlarsa söz verdiler, sözlerini yerine getirmedikleri takdirde biz de süreci işletmeyeceğiz. Sözlerini tutmazlarsa NATO’nun kapısında beklemeye devam ederler. 

YEDİNCİ YARGI PAKETİ

-Yedinci Yargı paketinde İnfaz koruma memurlarımızı ilgilendiren düzenlemeler var. Bursa’da saldırı oldu, bir infaz koruma memurumuz şehit oldu, şehitlik haklarıyla ilgili sıkıntılar vardı. Böyle durumlarda şehit olanların yakınları neyden istifade ediyorlarsa, onlar da faydalanacak. Özlük haklarının iyi olmadığını ben de biliyorum, kanun vardı, birtakım ihtilaflar oldu. İnfaz koruma memurlarımızın haklarını iyileştiren bir hazırlığımız da var. Maliye ile de görüşüyoruz.

-Kamu avukatlarının sorunlarını yakinen biliyorum, orada da bir iyileştirme yapılacak. Yargı paketinde o düzenlemeler de var. Maliye ile konuşulmadan bir şey yapamıyoruz, paketin içinde yer alacak inşallah.

-Adalet Bakanlığında görevli sözleşmeli polislerin hepsi, çıkan yasadan istifade edecek. Genel bütçeli iradeler, çok açık söylüyor, bütün bakanlıklarda çalışan sözleşmeliler, bu yasalardan istifade ediyorlar. Sosyal medyadan yazan her şeye itibar etmeyin, ifadelere bakmak lazım. Adalet Bakanlığının çalışanlarından sözleşmeli olanların hepsi çıkan yasadan istifade edecekler. 

AYM’NİN KARARLARI

-Bir defa yargıdaki FETÖ’cülerin ayıklanması için ciddi bir mücadele yapıldı. Bilinen herkesin yargı görevine son verildi. Bu demek değil ki kimse yok, kripto kendini bin bir şekle sokan insan olabilir, gereken yapılıyor. Kurul, bu konuda gerçekten samimi ve gayretli bir çalışma ortaya koydu, bundan sonra da koyacaktır. Bu konuda gevşeme olmasına izin vermeyiz. FETÖ’nün ödettiği bedel, ağır bir bedeldir. Biz elimizden gelen her şeyin azamisini yapmak da kararlıyız. Anayasa Mahkemesi’nin aktivizmi yeni değil, böyle bir karar çıkmıştı, Temyiz Mahkemesi değil Anayasa Mahkemesi, süper mahkeme hiç değil, bir nevi onu tekrar ediyor. Eğer AYM, yetki sınırını zorlarsa bir yargısal aktivizme evrilebilir. AYM, delil değerlendirme yetkisine sahip değildir. Başka kararların ve niteliklerin değerlendirilmesi yargıya aittir. İlk derece istinaf ve Yargıtayca yapılır, bu yetkileri genişleme bireysel başvuruların ardından epey arttı. Yargıtay’ı anlamsız hale getiriyor. Bireysel başvurularda bazı değişiklikler yapılması gerekiyor. Bir düzenleme ihtiyacı var burada. AYM kararları eleştirilemez diye bir konu yok.

Kaynak: Haber Global

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL